You know you love me!!! XoXo Gossip GirL...

You know you love me!!! XoXo Gossip GirL...

*Haftanin Karakteri : GossipGirL (Kristen BeLL)*
 
AnasayfaTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Jenny Humphrey'den kitap tavsiyeleri

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
jenny-humphrey
Queen
Queen
avatar

Ruh HaLiniz :
Aile : Humphrey
Dedikodu sayısı : 7
Aldığı giysi sayısı : 8
Mesaj Sayısı : 1352
Rep Gucu : 1535
Reputation : 7
Kayıt tarihi : 25/03/09
Yaş : 24
Nerden : Brooklyn
İş/Hobiler : film izlemek,kitap okumak,basketbol oynamak,yüzmek
Yorum : GG : gerçek bir dost =)
Lakap : Little J

MesajKonu: Jenny Humphrey'den kitap tavsiyeleri   Çarş. 24 Haz. 2009, 01:53


Kendi Kutup Yıldızını Bul

“Başkalarının hayatını yaşamaktan, başkalarının arzularını karşılamaya çalışmaktan yorulduğunuzu hissediyor musunuz? Hayat dört bir yanınızı saran karanlık bir orman gibi mi? Kendinizi kaybolmuş, karanlıklar içinde çaresiz hissediyorsanız üzülmeyin… Sizi karanlıklardan çıkaracak olan birisi var. Kendiniz. Başınızı yukarı kaldırın bakın ve görün, kutup yıldızınızı bulun, onu izleyin. Hangi yıldız olduğunu ayırt edemiyorsanız üzülmeyin, kalbinizin sesini dinleyin o sizin pusulanız olacaktır.”Bu paragraf, “Kendi Kutup Yıldızını Bul” isimli kitabın sunuş bölümünden alındı. Yazar Nüvide Gültunca Tulgar, kendisini etkileyen, motive eden, hayata karşı bakışını ve duruşunu değiştiren tüm sözleri, hikayeleri bir yere not etmemenin sıkıntısını yaşadığı bir zamanda böyle bir kitap fikrinin doğduğunu belirtmiş. Bence bu güzel fikirle, hoş, canlandırıcı, insanı etkileyecek yazılar içeren bir kitap çıkmış ortaya. Hani elimizi attığımızda bulacağımız, her zaman başvuracağımız, hani o başucu kitapları denilen türden.Hepimiz zaman zaman yaşamımızı, mutluluğumuzu, ilişkilerimizi, başarılarımızı ya da başarısızlıklarımızı ve daha pek çok şeyi sorgularız. Bu sorgulama sanki kendimizi eleştirmek ve çoğunlukla da üzmek üzere yapılmış gibi bir sonuç alır. Kaçımız bu sorgulamadan oh çok şükür her şey çok mükemmel diyerek çıkarız. Dememiz de çok zor. Çelişkiler, sıkıntılar, üzüntüler ve daha pek çok şey, sıkar canımızı. Denir ya, yaşamın ta kendisi. Hiçbir şey dört dörtlük değil. Zaten her şeyin düz, yerli yerinde, mücadele gerektirmeyen türde oluşu da çok can sıkıcı olmaz mıydı? İşte o sorgulama anlarında, o dibe battığımızı düşündüğümüz zaman dilimlerinde, eğer artık çok zor durumda isek, ne ararız? Bir dost. Paylaşacağımız, anlatacağımız, bizi yargılamadan dinleyecek bir dost. O dostun bizi dinlemesi bizim için bir destek, bir çözüm. Her hangi bir şey söylemesi bile gerekmiyor. Çünkü yukarıdaki alıntı söz de de ve buna benzer pek çok söylemde de belirtildiği üzere, çözüm kişinin kendinde. Kişi dostuna anlatırken bir anlamda yüksek sesle düşünüyor demektir. Yüksek sesle düşünürken zaten çözümünü kendi bulacaktır. Dost, ancak bu yolun zikzaklarının çok uzun olmaması ve çözüme daha kısa zamanda ulaşılabilmesi için destek olacaktır.Kitaplar zaten dostlarımız değil mi? Bilge, yargısız dinleyen, karşılıksız bilgilendiren ve her zaman bizim onayımız olmadan yerini değiştirmeyip yanımızda olan. Ben bu kitabı da dost kitaplarım arasındaki yerine koydum. Zaman zaman okumak, zaman zaman kendimi iyi hissetmek, zaman zaman bazı arkadaşlarıma belli konularda rehberlik etmesi için vermek üzere.Evet yaşam bu. İnişler, çıkışlar, sıkıntılar, sevinçler olacak. Önemli olan tüm bunlarla birlikte mutlu olmayı başarabilmek. En azında mutlu olma, iyi yaşama yolunda güzel adımlar atabilmek. Sorunlar toplumsal boyut kazandığında aynı sorunları yaşayanlarla ya da en azından yakın düşüncelere sahip olanlarla aynı kutupta buluşmayı başarabilmek.Yaşamda bizi etkileyen, olaylardan çok, olaylar karşısındaki tepkilerimizmiş uzmanlara göre. Yine uzmanlara göre bazı olayları değiştirme şansımız olmamasına rağmen, olaylar karşısındaki tepkilerimizi belirleme şansımız var en azından...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
jenny-humphrey
Queen
Queen
avatar

Ruh HaLiniz :
Aile : Humphrey
Dedikodu sayısı : 7
Aldığı giysi sayısı : 8
Mesaj Sayısı : 1352
Rep Gucu : 1535
Reputation : 7
Kayıt tarihi : 25/03/09
Yaş : 24
Nerden : Brooklyn
İş/Hobiler : film izlemek,kitap okumak,basketbol oynamak,yüzmek
Yorum : GG : gerçek bir dost =)
Lakap : Little J

MesajKonu: Geri: Jenny Humphrey'den kitap tavsiyeleri   Çarş. 24 Haz. 2009, 02:01

Yazar; gelibolu kitabında seksenbeş yıllık büyük bir sırrı, savaşın anlamsızlığını,esrarını ve düşmanlıkların, kötülüklerin, bir araya gelmiş hiçlerin ötesinde tarihin birleştirici gücünde ortaya çıkarmıştır.
Olaylar 1915 Çanakkale Savaşı’nda Osmanlı Teğmeni Ali Osman Bey ile Anzak Er Aliastair John Taylor’ın belki bir tesadüf, belki bir mucize eseri karşılaşıp insanlığı dehşete düsürecek biçimde verilmiş bir ders şeklinde anlatılmaktadır
Mart 2000 sabahı Çanakkale Savaşlarında öldüğü ya da ölümüne dair hiçbir ipucu bulunmayan Er Aliastair John Taylor’ın kayıp listelerinde yer almamasının ötesinde, onun yani büyük dedesinin varlığına, aslında ne ölü ne de kayıp bir insan olmadığına dair bir ipucu arayan Victoria Taylor’ ın Ece Yaylası köyüne gelmesi ile başlar.Daha fazla…
Her yıl olduğu gibi binlerce Anzak’ın gelip ataları için Gelibolu’yu ziyaret etmeleri gibi o sene Victoria adındaki genç bayan da dedesinin anısına, belki bir iz bulurum düşüncesiyle şehir merkezinden kendine turist acentası tarafından verilen Mehmet isimli rehber çoçukla Anzak koyu adı verilen yere gelir. Yıllar önce Çanakkale’ de, yani şu an üzerinde bulunduğu topraklarda dedesini bir daha haber alınamamazcasına kaybetmiştir. Hayatını dedesinin en azından mezarını bulamaya adıyan bu genç kız son olarak şansını bir de burada denemek amacıyla Gelibolu’ya bulunur








Ece Yaylası Köyü Gelibolu anılarının geçtiği, yıllarca efsanelerin anlatıldığı tipik bir Türk köyüdür. Viki buraya geldiğinde kendi dedesi yani Er Aliastair John Taylor’un bir benzeri olan Gazi Ali Can Çavuş’u hem anlatılanlara göre hem de resimlerindeki benzerliklerine göre kendi dedesi olduğunu düşünür. Bu düşüncesi kendisine göre belki mantıklı gelebilir ama bunu rehberi Mehmet aracılığıyla köylülere anlatınca, onlar bu saçmalıkların yıllardır kendilerine kahraman olarak gördükleri Ali Can Çavuş’un üzerine atılan bir lekeden başka bir şey olmadığını düşünürler. Ne kadar da Viki bu olayların gerçekleğinin üzerinde durursa dursun, köylüler bu aralarına bomba gibi düşen felaket niteliğindeki haber konusunda bu hanıma yardımda bulunmazlar. Sonuçta Türk misafirperverliğinin verdiği nezaket nedeniyle köy muhtarı Anzak Koy’ una bakarak günlerce ağlayan bu kızın Ali Can Çavuş’dan miras olarak kalan tek canlı hatıra, kızı yani Beyaz Hala’ yla konuşmasını sağlar.
Beyaz Hala gerçektende köy ortamında yetişmesine rağmen yeteri kadar kendini yetiştirmiş ve babasının da ona yardımıyla ingilizce dahi öğrenmiştir. Nasıl köylülerin gözünde Ali Can Cavuş’un bir yeri, bir değeri varsa Beyaz Hala’nın da ayrı bir yeri vardır. Viki, Beyaz Hala’nın yanına muhtar tarafından getirildiği zaman ilk iş olarak dedesinin onun babası olduğunu söyler. Tabiki köylüler gibi Beyaz Hala da bu olaya fazlasıyla şaşırır ama yine de onunla yanlız konuşmayı kabul eder. Eve girdiklerinde Beyaz Hala neden Viki’nin böyle bir düşünceye kapıldığını sorar. Viki de otuzbeş yıllık hayatı boyunca kendisini bu olaya adadığını ve en sonunda her bulduğu bilginin onu buraya kadar getirdiğini söyler. Bundan sonra da sadece Beyaz Hala’nın kendisine yardım edebileceğinin farkındalığını anlar. Köylüler dışarıda evin içindeki olup bitenlerin merakı içinde iken Beyaz Hala, yaşının da getirdiği yavaşlık itibariyle ağır ağır olayları başından itibaren anlatmaya başlar.
“Yıllar önce Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Harbine katılamasıyla birlikte askerlik yaşı gelmiş herkesi orduya çağırmışlar. Bunların arasında İstanbul’dan gelen Teğmen Ali Osman Taylar’da varmış. Ali Osman Çanakkale Cephesine atanmış ve ilk günden itibaren sıcak savaşla burun buruna yaşamaya başlamış. Hiçbir zaman savaşın insanlara ne getirdiğini anlamayan bu adam yine de gösterdiği başarılar ile adını sıkça bu cephe de duyurmuş. Tabiki bu sırada İngilizler tarafından binbir vaat ile kandırılarak ülkelerinden alınan binlerce genç Anzakta bu savaşın ortasın bulunuyormuş. İşte bunların arasında Viki’nin dedesi olan Er Aliastair John Taylor da varmış. Savaş iyice kızgınlaştığı bir dönemde, Türk ordusunun İngilizlere geçit vermediği sıralarda bir olay yaşanmış. Deniz yoluyla kıyıya indirilen Anzak birliği hiç kimse tarafından asla ama asla sırrı çözülemeyen bir beyaz bulut tarafından yutulmuş. İşte bu beyaz bulutun içinde kaçışan askerlerden olan Aliastair de kendini kurtarma çabasına sağa sola koşuyormuş. Savaşın anlamsızlığının kafasında canladığı bu kısa an içinde ölmek ile yaşamak arasında hiçbir farkın kalmadığını anlamış. Bunun üzerine kendini kurşun seslerinin geldiği yöne doğru atmış ama birden nedeni anlayamadığı bir sebepten dolayı bedenini yerde bulmuş. Baygın olarak yattığı bir günden sonra kalktığında ayağının takıldığı şeyin aslında bir dal parçası veya taş değil de bir insan bacağı olduğunun farkına varmış.
Bu insan işte İstanbullu genç Zabit Ali Osman Teğmen’miş. Ama artık yaşam sanşı onun için gerçektende cok azmış. Yaşadığı kısa süre içerisinde Aliastair ile dost olmuş ve onun kendi yerini almasını, en azından annesine cephede yazdığı mektupları iletmesini istemiş. Bu fikir Anzak erine gerçeten de düşünülecek kadar cazip gelmiş. Çünkü o savaşın içinde birbirinden iğrenç insan vahşetiyle birlikte birçok gün geçirmiş, ne kadar geriye dönse de artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını anlamış. Ya yaşamaya yeniden başlatacak ya da hayatına burda son verecekmiş. Yaşam ve ölüm arasında giden bu karar aşaması yaşam cevabı ile sonuçlanmış. Kısa bir süre sonra Teğmen Ali Osman hayatını kaybetmiş. Artık bu Anzak erini yeni bir yaşam bekliyormuş. Ama o da çok geçmeden günlerdir aç ve susuz dolaşmanın verdiği yorgunluk ile yere yığılmış. Gözlerini açtığında karşısında bir köylü güzelini bulmuş. İsmi Meryem olan bu genç kız Aliastair’ı bulduğu vakit ona tutulmuş ve onu köye getirmiş. Köylülere onu, İngilizlerin elinden kurtulmuş ve uzun süre eziyet edilmiş bir zabit olarak tanıtmış. Yani, artık o bir kahramanmış. Yıllar geçtikçe Aliastair Meryem’inde yardımıyla Türkçeyi iyice öğrenmiş ve hiçbir zaman kimseye kendisinin bir Anzak eri olduğunu belli etmemiş. Hayatı boyunca üç çocuğu olmuş. Bunlara Yeni Zelenda’nın timsali olan Uzun, Beyaz, Bulut adını vermiş. En sevdiği kızı Beyaz’ı tam istediği gibi yetiştirmiş ama Meryem’in onu kıskanması ve izin vermesi üzerine okula gönderememiş…”
Beyaz Hala bunları Viki ye anlattığı vakit anlaşılır ki Viki gerçektende haklı çıkar. Yani dedesi Beyaz Hala’nın babası olan kişi, yıllardır köylülerin bildiği Ali Can Çavuş’dur… Artık yıllardır öğrenmek için çabaladığı dedesinin meçhul kimliği su yüzeyine çıkar. Bu olayı hemen herkese anlatmak ister…
Viki ve Beyaz Hala günlerce içeride konuşmalarından dolayı dışarıda olup bitenlerin farkında olmazlar. Dışarıda büyük bir medya ordusu onları bekler. Onlar içerde birbirlerine sırlarını anlatırken bu haber kısa süre içerisinde tüm yurda yayılır ve haber peşinde koşan medyanın ilgi odağı olur. Asıl amaçları sansasyon yaratmak olan bu gazeteci ve televizyoncu ordusu haberi büyüterek halkın ilgisini çekecek bir şekle sokmaları kısa sürer. Hatta bu olay milletler arası bir sorun olup büyük elçilikler bile olaya karışır. Bu olayları öğrenen Beyaz Hala İstanbul’daki kardeşi olan Bulut’un avukat oğlu Ali Osman Taylar’ı çağırır. Ali Osman, Beyaz Hala’nın en güvendiği bir aile üyesidir ki bu yüzden her şeyi ona daha ufakken anlatmıştır. Ali Osman eve geldiği vakit Viki ona tabiri caizse ilk görüşte aşık olur. Yıllardır dedesinin peşinden koşturan bu genç kadın, kendi hayatını yaşamaya hiçbir fırsatı olmadığının farkına varır. Bunu anladığı vakit ise çoktan avukat beye tutulur. Ama bu aşk bir yana dursun önemli olan bu olayın medyaya daha fazla yansımadan silinmesidir. Yıllardır bir Türk kahramanı olarak bilinen Ali Can Çavuş’un şimdilerde birden bire bir Anzak eri olarak belirtilmesi gerçekten de halkın karışmasına neden olacak, bu da medyanın galibiyetine sebebiyet verecektir. Bundan dolayı Beyaz Hala, Viki ve Ali Osman olayların büyümemesi amacıyla bir basın toplantısı yapmaya karar verirler. Bu toplantıda herşeyin bir yanlış anlaşılma olduğu anlatılacak böylelikle hem köylü buna memnun olacak hem de hayatlarının geri kalan bölümünde rahat yaşayacaklardır. Bunun üzerine birlikte aldıkları kararı kısa sürede uygularlar. Medyanın hayal kırıklığı, Türk halkının ve Viki’nin sevinci ile olayı tatlıya bağlarlar…Olayların bitiminde Viki Ali Osman’ a ,Ali Osman’da Viki’ye aşklarını ilan ederler. Artık ortaya çıkan sır hayat boyu bu üç kişinin arasında kalır ve onları birbirlerine hayat boyu bağlar…
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
jenny-humphrey
Queen
Queen
avatar

Ruh HaLiniz :
Aile : Humphrey
Dedikodu sayısı : 7
Aldığı giysi sayısı : 8
Mesaj Sayısı : 1352
Rep Gucu : 1535
Reputation : 7
Kayıt tarihi : 25/03/09
Yaş : 24
Nerden : Brooklyn
İş/Hobiler : film izlemek,kitap okumak,basketbol oynamak,yüzmek
Yorum : GG : gerçek bir dost =)
Lakap : Little J

MesajKonu: Geri: Jenny Humphrey'den kitap tavsiyeleri   Çarş. 24 Haz. 2009, 02:15

Meyhane, yayımladığı yıllarda Fransa'da büyük bir tartışma başlatır. Fransız yazarları birbirine düşüren roman, ülkenin edebiyat dünyasını da ikiye böler. Ama yazarını ne kadar olumsuz eleştirenler olursa olsun halk, romanı sahiplenir ve takip eden bir yıl içinde roman tam otuz sekiz baskı yapar. Karşı çıkanların büyük çoğunluğu, Zola'nın işçi ve emekçilerin güçlüklerle dolu yaşamını yalın bir şekilde ele almasını eleştirmiştir.
Emile Zola'nın işçi sorunlarını farklı bir bakış açısıyla ustaca ele aldığı bu eseri, ilk çıktığında kendisine yapılan bütün eleştirileri unutturdu ve zamanla bir klasik oldu. Ayrıca o dönemde, Amerika'da işçi sınıfının yaşamının konu alındığı roman türünün doğmasına da neden oldu... Emile Zola eleştirilere karşı kendisini savunurken Gerçekleri yazdım; romanın kahramanları kötü insanlar değil, sadece eğitimsiz ve yaşadıkları ortamın yıprattığı insanlardı, demiştir. Ayrıca yazdığı romanın kendi kendisini savunacak güçte olduğunu belirtmiştir.
NOT:Romandaki baş karakter olan kadın 2kere evleniyor ve ikisindede kocaları yüzünden,onların meyhane,içki düşkünlüğünden yerlerde sürünüyor.

NOT:Türk geleneklerine aykırı olarak daha önce boşandığı eşini yıllar sonra kendi evinde ve üstelik evliyken barındırıyor.
NOT:Klasiklerin genel özelliği olarak şunu gördüm:Genelde yazarlar devletlerini,devletin yetersiz olduğu kısımları,halk içindeki tabakalaşma eleştirilmiş.Bunun en iyi örneklerinden biri de MEYHANE...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
jenny-humphrey
Queen
Queen
avatar

Ruh HaLiniz :
Aile : Humphrey
Dedikodu sayısı : 7
Aldığı giysi sayısı : 8
Mesaj Sayısı : 1352
Rep Gucu : 1535
Reputation : 7
Kayıt tarihi : 25/03/09
Yaş : 24
Nerden : Brooklyn
İş/Hobiler : film izlemek,kitap okumak,basketbol oynamak,yüzmek
Yorum : GG : gerçek bir dost =)
Lakap : Little J

MesajKonu: Geri: Jenny Humphrey'den kitap tavsiyeleri   Çarş. 24 Haz. 2009, 02:43

Her yazar, yazdigi en son romanin en iyi romani oldugunu sanir. Benim bu romanim için böyle düsünmemin nedeni, yapmak istedigimi tam olarak gerçeklestirebilmis olmamdir. Romanlar, yazilirken yazarlarinin elinden kaçip kurtulmak isterler. Romanin kisileri, kendi özyasamlarina dönerler, en sonunda da canlarinin istedigini yaparlar. Ben hiçbir romanimda bu romanimdaki kadar ipleri elimde tutamadim. Belki bunu konu ve hacim nedeniyle basarmisimdir. Konusu çok sert olan ve hemen hemen polisiye bir roman gibi islenen bir roman bu. Üstelik oldukça da kisa. Sonuçtan hosnutum. Bundan önce de en iyi romanim "Yüzyillik Yalnizlik" degil de "Albaya Mektup Yazan Kimse Yok" adli yapitimdi. Ben öyle saniyordum; ve bunu da sik sik söyledim. Simdi de en iyi romanimin "Kırmızı Pazartesi" ("Gronica de Una Muerte Anunciada") oldugunu saniyorum.
-Gabriel Garcia Marquez-


Gabriel José de la Conciliación García Márquez (6 Mart, 1928) Kolombiyalı yazar, romancı. 2005 itibarı ile Ciudad de Mexico'da yaşıyordu.
Hayatı
1928'de kuzey Kolombiya’da küçük bir şehir olan Aracataca'da doğdu. Márquez 12 yaşında kazandığı bir burs sonucu başkent Bogota'nın 30 km kuzeyindeki Zipaquirá şehrinde Compañía de Jesús 'da eğitim gördü.1946 yılında ebeveynlerinin isteği üzerine Universidad Nacional de Colombia 'da hukuk eğitimi almaya başladı. Márquez burada, daha sonra karısı olacak Mercedes Barcha Pardo ile tanıştı.
Hukuk eğitiminden sıkıldığından 1950 yılında okulu yarım bırakan Márquez, şiir ve edebiyatla igilenmeye başladı. Özellikle igilendiği eserler Ernest Hemingway, James Joyce, Virginia Woolf ve William Faulkner 'a ait olanlardı. Ama yazarın üzerinde en fazla etkiye sahip yazar Franz Kafka ve onun öyküsü "Dönüşüm" olmuştur..
1954 yılından sonra küçük öykü ve film senaryoları da yazdığı "El Espectador" gazatesinde çalışmaya başlamıştır. Gazatecilik mesleği onu Roma, Polonya, Macaristan, Paris, Karakas ve New York gibi yerlere sürüklemiştir.Bu arada da sürekli öykü ve senaryo yazmaya devam eden yazar 1967'de yazdığı "Yüzyıllık Yalnızlık" adlı romanı 10 milyon adetten fazla satınca yazarlığa başarılı bir geçiş yapmıştır.
Gabriel Marquez editörlerin ricası ile batmak üzere olan Cambio adlı dergiyi satın alarak kendisi de bu dergide haberci olarak çalışmaya başlamıştır. Dergiyi satın alışını "Nobel ödülü aldıktan sonra çok para isterim diye kimse beni işe almak istemiyordu. Neyse, dergi aldım da bu dertten kurtuldum." sözleri ile açıklamıştır.
Yazarın 70. yaşgünü kutladığı 1997 yılı medya tarafından Gabriel Marquez yılı olarak ilan edilmiştir.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
jenny-humphrey
Queen
Queen
avatar

Ruh HaLiniz :
Aile : Humphrey
Dedikodu sayısı : 7
Aldığı giysi sayısı : 8
Mesaj Sayısı : 1352
Rep Gucu : 1535
Reputation : 7
Kayıt tarihi : 25/03/09
Yaş : 24
Nerden : Brooklyn
İş/Hobiler : film izlemek,kitap okumak,basketbol oynamak,yüzmek
Yorum : GG : gerçek bir dost =)
Lakap : Little J

MesajKonu: Geri: Jenny Humphrey'den kitap tavsiyeleri   Çarş. 24 Haz. 2009, 02:53

Roman 19. yy da Rusya'da sosyetede yaşanan ilişkiler etrafında kurulmuş. Kocasına ihanet eden bir kadının yaşadıkları ve bu yasak ilişkinin getirdikleri, aşkına karşılık bulamadığı için depresyona giren bir kız ve bu kızın depresyondan kurtulurken değiştirdiği düşünceleri ve onu seven başka birisiyle başladığı yeni bir hayat romanın temel kurgusunu oluşturuyor. Bunun yanı sıra romanda yapmacık ilişkiler irdeleniyor, köy hayatı ve şehir hayatı hem ilişkiler hem de insanlar düzeyinde anlatılıyor. Çalışma, üretme, resim, yetenek.... ve hayatın bir çok unsuru farkedilmesi hiç de kolay olmayan yönleriyle gözler önüne seriliyor.




Prens Stepan Arkadyeviç (Stiva); 6 çocuk meydana getirdiği Darya Aleksandrovna (Doli) ile evli olmasına rağmen çocuklarının İngiliz mürebbiyesi Matmazel Roland’la yasak bir ilişki yaşayarak karısının ona olan tüm güvenini -sevgisi haricinde- kaybetmesinden dolayı büyük bir pişmanlık yaşayarak Doli’den af dilemiş ama başlarda katı olan tutumu değiştiren Doli, muhterem kocasını affetmişti. Bu affetmede büyük pay sahibi olan Stiva’nın kardeşi Anna Arkadyevna Karenin, onların evine misafir olarak gelmişti. Bu arada Doli’nin en büyük kızı; Tanya’ydı ve Grişa adında bir oğlu da mevcuttu. Anna’nın kocası olan Aleksey Aleksandroviç Karenin, Adalet Bakanlığı’nda önemli bir mevkiideydi ve Stiva’nın çaba harcamadan göreve gelmesinde büyük pay sahibiydi. Stiva’nın karısı olan Konstantin Dimitriç Levin, biri üvey olmak üzere 2 kardeşe sahipti. Öz ağabeyi Nikolay Levin’in sicilinin hiç de iyi olmamasını müteakip genelevden kurtardığı Mariya Nikolayevna ile yaşaması çevresi tarafından hoş karşılanmıyordu. Üvey ağabeyi Sergey İ vanoviç Koznişev’di. Levin tarafından tanınırdı. Sçerbatski ailesinin 3 kızına da ayrı ayrı ilgi duymuştu. En büyük kız Doli’ye olan ilgisi onun Stiva’yla evlenmesiyle, ortanca kız Natali’ye olan ilgisi de onun Lvov’la evlenmesiyle son bulmuştu. Ailenin 18 yaşına basan en küçük kızı Kiti’ye olan aşkından ötürü ona evlenme teklifi yaptıysa da Kiti onu Vronski’ye güvenerek reddetmişti. Yakışıklı ve zengin aile çocuğu olan Vronski’nin parlak bir geleceği vardı. Ayrıca Kiti’nin bir köylüyle evlenmesine karşı çıkan annesinin de red cevabında payı vardı. Tanıştığı Anna’ya her yönüyle ilgi duyan Kiti, bir davette Vronski’nin kendine gösterdiği ilgiyi yok edip, onu Anna’ya göstermesiyle depresyona girdi (bu sırada reddedilen Levin köyüne dönmüştü). Anna, Vronski’yle çok samimi olmasına rağmen Moskova’dan Petersburg’a giden trenin içinde karşlaştığı ve Vronski’nin o an ona duygularını ifade etmesine kadar onu sadece bir arkadaş olarak görüyordu. O günden sonra aralarında gizli bir yasak aşk başladı. Bu arada Petersburg’a giden Vronski, evini Teğmen Petritski’ye bırakmıştı. Ayrıca Anna’nın Seroja (Sergey) adında bir oğlu vardı. Vronski’den dolayı hastalanan Kiti’de verem olma ihtimali ortaya çıkınca yaşadıklarını unutmak için Alman topraklarındaki Soden kaplıcalarına gitti. Orada Nikolay Levin ve yavukluğuyla da karşılaştı. Ayrıca orada tanıyıp hayran kaldığı yaşlı Madam Ştal’a bakan üvey kızı Varenka sayesinde mutluluğu bulup iyileşti ve Moskova’ya geri döndü. Anna Karenina’nın Petersburg sosyetesinde 3 farklı gruptan arkadaşları vardı. İlki hiçbir zaman ilgi duymadığı genelde erkeklerden oluşan bir gruptu. İkincisi Kontes Lidya İvanovna’nın başkanı olduğu gruptu. Anna'nın kocası Aleksey de bu grup sayesinde yükselmişti ve bu gruba değer vermekteydi. Anna’ysa Vronski’yle ilişkisine başladıktan sonra 2. gruptan 3. gruba geçmişti. Üçüncü grupta çeşitli organizasyonlar hazırlayan ve şen şakrak olan kendileri kabullenmesede orta sosyete sınıfına mensup insanlar vardı ve bunların başı da Betsi Tverskaya’ydı. Anna’nın bu gruba katılmasında Betsi’nin Vronski’nin kuzeni olduğu için orada Vronski’yle sık sık karşılaşması da etkiliydi. Başlarda bu durumu pek önemsemeyen kocası, sonra şüpelenip kıskanmaya başladı. Bu arada Levin’i Stiva ziyaret etti ve bir süre onunla vakit geçirerek Kiti’nin evlenmemiş olduğunu haber verdi. Levin’in hizmetçisi olan Agafya Mihailovna yaşlanmasına rağmen hizmete devam ediyordu. Ayrıca Vronski’yle Anna arasındaki yasak aşk bir opera gösterisinde Vronski’nin kesinlikle bir dostluğu kabul etmemesi üzerine kesinleşmişti. Subaylar arasında engelli at yarışı müsabakası düzenleneceğini öğrenen Vronski, diğer adı Krasnoe Selo olan yarış için hazırlığa başladı. Kendine Fru-Fruadında bir at alarak yarışa katıldı ama son engeli geçerken yaptığı hatayla birinciliği kaçırdı. O sırada yarış bitmesine rağmen Anna'yı oradan götürmeyi başaramayan Aleksey’den dolayı Anna, konuşacak hiçbir şeyinin kalmadığını düşünüyordu (Zaten görücü usulüyle kocasını tanımadan onunla evlenmişti.) Sergey İvonoviç, kardeşinin yanına gelmişti. Levin’i işçileriyle beraber ot biçip,yemek yediği için eleştirse de Levin’ibunun işçilerinin daha iyi çalışması için şart olduğunu söyledi. Stepan Arkadyeviç, bakanlığa kendini göstermek için Petersburg’a gidince Doli de çocuklarını alarak ve gelecekte Kiti’nin de yanına geleceğini hesaba katarak Yerguşova’ya taşındı.
Yerguşovo Köyü, Levin’in yaşadığı Pokrovski Köyü’ne yakındı. Bu yüzden Sttiva, Levin’den karısıyla ilgilenmesini istenişti. Karısı ise Levin’e bir sorunu olmadığını belirterek yakında Kiti’nin buraya geleceğini söyledi. Levin, kafasından Kiti’yi silmeye çalışırken büyük bir ikilemede kaldı. Bu arada artık işin çığırından çıkmasından dolayı Anna, kocasına yaşadığı aşkı itiraf etti. Kocasıysa onu boşayıp Vronski’ye kaçmasını istemediği için karısını doğru yola getirmeye çalıştı. Çünkü şerefinin lekelenmesini istemiyordu. Vronski Anna’yla ilgilenmekten dolayı kariyer yapamamış ve üstüne üstelik yasak aşkından dolayı kendisine para göndermeyi kesen annesinden dolayı borca batmıştı. Vronski, Anna’dan bir çocuğu olacağını öğrenince Anna’yla daha çok beraber olacağı hayallerine kapılıyordu. Bu arada Mariya’yı terk edip kardeşi Levin’in yanına giden Nikolay, hastaydı ve ölüme yakınlığı açıktı. Ancak kısa sürede Levin’le kavga ederek oradan ayrıldı. Artık Anna’nın düzeleceğinden umudunu kesen ve Anna’nın gebe olduğunu öğrenen Aleksey,ünlü bir avukatla görüşüp karısıyla boşanmanın sebebini aldatılmak olarak belirleyerek evine döndü. Petersburg’da Stiva’yla karşılaşan Aleksey, onun kardeşi Anna’yla boşanacağını söyledi. Ancak Stiva’nın karısı Doli, Aleksey’le Anna hakkında konuşması o an Aleksey’i pek etkilemese de karısının doğumdan sonraki çektiği çileyi gördükten sonra boşanmaktan vazgeçti. Onu öyle görünce ikisinide affetti. Ancak onuru kırılan Vronski, intihar etmeyi düşündüyse de yanlışlıkla karınını sıyırarak tetiği çekmesine rağmen kısa sürede iyileşti. Vronski’ye Taşkent’te bir görev gelmişti ama o, bunu umursamayarak Anna’yı da boşamadan alarak Avrupa’ya kaçtı. Bu arada dayanamayarak Kiti’nin yanına giden Levin’le Kiti arasında yeniden hızlı bir yakınlaşma meydana geldi ve kısa sürede evlenmeye karar verip,evlendiler. Zaten evlenip mutlu bir yuva kurmak Levin’in hayaliydi. Anna’nın Vronski’den olan kızı; Ani, Anna sosyeteye girmek istediyse de düşmüş bir kadın olduğu için başaramadı ve vaz geçti Vronski, Anna’nın tablosunu Ressam Mihaylov’a yaptırdı. Nikolay Levin, öldü. Aleksey Aleksandroviç’e zor günlerinde Lidya İvanovna destek oldu. Levinin oğlunun adı Mitya konuldu. Stepan Arkedyeviç bölüşülecek arsayı bölüşmek için gitmiş olduğu Katras’da Doli için alacağı bu evde Doli’nin çok büyük hakkı vardı. Stepan’a bir dönümlük arsa düşmüştü. Stepan bu arsayı Doli’ye armağan etti.
Anna ile Vronski arasındaki aşkta bir süre sonra sorunlar başlar. Anna, Vronski’nin artık kendisini sevmediğini düşünmeye başlar. Anna oğlunun da hasretine artık dayanamaz, geri döner. Dönüşünde hiç kimse onunla arkadaşlık yapmak istemez; dışlanır. Bu durum Anna’nın sinirlerini iyice bozar, bunalıma girer. Yaptıklarından büyük pişmanlık duyar ve sonunda kendini tren altına atarak intahar eder ve ölür. Anna’nın ölümünden sonra Vronski de manevi bir çöküntü içine girer. Çareyi orduya yazılmakta bulur.

DİKKAT:Kitap3 ciltten oluşmaktadır.Okuyana kadar canım çıktı.





Exclamation Exclamation Exclamation ARKADAŞLAR FLOOD YAPTIĞIM VE BU YAZIYI BÜYÜK YAZDIĞIM İÇİN ÖZÜR DİLERİM.BÜYÜK YAZMAMIN NEDENİ DİKKAT ÇEKMESİ VE HERKESİN OKUMASINI İSTEMEM.FLOOD YAPMAMIN NEDENİ EĞER ATTIĞIM MESAJLARI TEK BİR MESAJ TOPLARSAM MESAJI UZUN OLARAK KABUL EDİP GÖNDERMİYOR BİLGİSİYAR...bU NEDENLE BÖYLE BİRŞEY OLDU...TEKRAR ÖZÜR DİLERİM...VE GG'DEN BU SEFERLİK BENİ GÖRMEZDEN GELMESİNİ RİCA EDİYORUM... Embarassed
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
NeroLuce
Özel III. sınıf Constance Biilard Öğrencisi
Özel III. sınıf Constance Biilard Öğrencisi
avatar

Ruh HaLiniz :
Aile : Waldorf Ailesi
Aldığı giysi sayısı : 96
Mesaj Sayısı : 708
Rep Gucu : 922
Reputation : 11
Kayıt tarihi : 24/05/09
Yaş : 23
Yorum : GG : çok güzeL fikirLeri oLan, yararLı, sewimLi, kim oLduunu biLen biri

MesajKonu: Geri: Jenny Humphrey'den kitap tavsiyeleri   Çarş. 24 Haz. 2009, 03:44

Söyleseydin ben yazardım aralara bişiler:) ama GG zaten kızmaz neden kızsınki sebebin haklı görünüyor ve çok güzel bir paylaşı yapmışsın. Eklemeden geçemicem; kitap zevklerimiz çok farklı:/

Teşekkürler payaşım için emeğine sağlık <3
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
jenny-humphrey
Queen
Queen
avatar

Ruh HaLiniz :
Aile : Humphrey
Dedikodu sayısı : 7
Aldığı giysi sayısı : 8
Mesaj Sayısı : 1352
Rep Gucu : 1535
Reputation : 7
Kayıt tarihi : 25/03/09
Yaş : 24
Nerden : Brooklyn
İş/Hobiler : film izlemek,kitap okumak,basketbol oynamak,yüzmek
Yorum : GG : gerçek bir dost =)
Lakap : Little J

MesajKonu: Geri: Jenny Humphrey'den kitap tavsiyeleri   Çarş. 24 Haz. 2009, 21:18

KİTABIN KONUSU :Toplumsal yönü ağır basan bu romanda, medresede yetişen, ancak sonra öğretmen okulunu bitirerek Ege Bölgesi’ ndeki bir kasabada , gerici ve çıkarcı birtakım güçlerle savaşan, idealist bir gencin serüveni ele alınıyor.****** Devrimi’ nin o çoşkulu havası içinde, çok güçlü sezgi ve gözlemlerle kaleme alınmış bu kitapta, toplumumuzun o günkü büyük sorunları, yürekli biçimde tartışılıyor. Romanın en önemli kahramanı Şahin Hocanın kişiliğini oluşturan nitelikler, mücadelesi ve uğradığı yenilgilerin öyküsü sayılabilir.
KİTABIN ÖZETİ
Şahin Efendinin babası öldükten sonra, köyde çobanlık yaparak annesine bakmak zorunda kalmıştır.Bunun yanısıra medresede öğrenimi sürdürmektedir.Medresede gördüğü eğitiminde etkisiyle, onu hasta edecek kadar bir olay onun canını sıkmaktadır ki bu da ruhun ölümsüzlüğüne inanamamasıdır. Köydeki bazı hocalara danışır ve aldığı cevaplar hastalığını iyi edecek tarzda cevaplar değildir. Sonunda medreseyi bitirdikten sonra öğretmen okuluna girer. Ve mektep öğretmeni olarak mezun olur. Medreseden öğretmen okuluna geçmesinin nedeni şüphesiz ki orada verilen eğitim ve öğretim geri olmasından kaynaklanmaktadır. Okulu bitirdikten hemen sonra ilk tayin yeri belli olur. Ege Bölgesi’ nde Sarıova adında bir kasabadır. Bu kasabanın namını arkadaşlarından duyduğu kadarıyla bilmektedir. Çok geri kalmış, halkın sefalet içinde yaşadığı bir yer olduğunu billmektedir. Sonuda bavulunu hazırlayarak Sarıova’ ya gider.Köye vardığında burasını tam tahmin ettiği gibi bulur.Evler,binalar kısacası herşey harap bir haldedir.Neyse ki aslına bakılacak olursa o kadar da kötü değildir







Köye geldiği ilk akşam onu köy halkı yemeğe davet ederler.Yemekte, köyde sözü geçen bazı hocalarla, muallimlerle tanışır. Onun bu köydeki görevi tebliğ edilir.Köyün ünlü mekteplerinden Emir Dede mektebinin başmuallimliğini yapacaktır. Onun bu göreve atanmasını çekemeyen bazı hocalar bundan hoşnut olmazlar.Şahin Efendi hocaların bu tavırlarından geleceği kestirebilmektedir.Şahin Efendite göre yapılacak ilk iş Emir Dede Mektebinin eski binasının yıkılıp yenisinin yapılmasıdır. Ama köy halkı özellikle Eyüp Hoca önderliğinde bir grup bu işi olumsuz karşılarlar. Şahin Efendiye karşı halkı kışkırtırlar. Bu durumda Şahin Efendiye çok iş düşmektedir. Bu yıkım işine bir süre ara vermesi gerektiğini düşünür. Şimdiye kadar hiç arkadaşlık kurmamış olan Şahin Efendi kendisiyle hem fikir olan Rasim ve Deli Necip ile arkadaşlık kurarBirgün Şahin Efendiyi çocuğu hafız çıkacak bir adamın yemeğine davet ederler. Şahin Efendi hafız çoçukla tanışır. Şahin Efendi Çocuğu çok hasta görür ve hemen hastaneye götürülmesini söyler. Çoçuğun babası ve oradaki hocalar çocuğun hiçbirşeyi olmadığını iddia ederler. Aradan birkaç dakika geçtikten sonra çocuk birden yere düşer. Herkes çocuğun başına toplanır. Ve çocuğun birkaç gün istirahat ettikten sonra hiçbirşeyi kalmayacağını söylerler. Aradam üç gün geçmeden çocuk ölür.Çocuğun annesi çok küçük yaşta mektepten alınarak hafız yapılmak istendiği için çocuğum öldü der.Şahin Efendinin yanına giderek durumu anlatır. Şahin Efendi de çocuğun annesiyle aynı fikirdedir.
Bu ölen çocuğun babası kısa bir süre sonrs küçük çocuğunu Emir Dede mektebinden alarak hafız yapmak istediğini söyler. Şahin Efendi bu olayı uygun görmez. Aynı durumunda bu küçük çocuğun başına geleceğini söyler.Adamın çucuğunu hafız yapmaktan başka çaresi yoktur. Çünkü maddi duraumları da çok kötüdür. Şahin Efendi bu durumr değerlendirip çocuğun hafız olmasının sakıncalı olduğunu ısrar ederek onu kararından caydırmaya çalışır. Adam sonunda yola gelir. Çocuğu mektepten almaz.
Kasabanın dilinde Şahin Efendi hakkında bazı söylentiler çıkar. Eyüp Hoca ve yandaşları Maarif müdürüne Şahin Efendiyi şikayet ederler. Şikayet şundan ibarettir: Çocuğunu hafız yapmak isteyen bir adamın çocuğunun mektepten ayrılmasına izin verilmediğinin ayrıca hafız da yapılmasının sakıncalı olduğudur. Maarif müdürü bu duruma çok sinirlenir ama şahin Efendiyi sevdiğinden ve görevini tam yaptığından dolayı olayın kapanmasını ister. Bütün kasaba bu olayla çalkalanır. Adam bu çıkan söylentilere dayanamayarak çocoğunu mektepten alır. Fakat hafız da yapmaz.Çünkü çocuğun annesi bu çocuğunu da kaybetmekten korktuğu için, çocuğun hafız olmasına gönlü razı olmaz. Şahin Efendi ile aynı fikirde olduğundan hemen onun yanına giderek durumu anlatır.
Şahin Efendiden yardım ister. Şahin Efendi bir plan bulur. Plan aynen şöyledir: Bu çocuk çok zayıf olduğundan hafız olması için daha yeterli yaşta plmadığını gösteren bir rapor almak.Kasabadaki bütün doktorları dolaşırlar ama hepsi de çocuğun hafız olmasında bir sakınca olmadığını söyler. Artık bu çocuk olayı kasabanın dilinden düşmüştür. Bir gece sabaha karşı tüm kasaba halkı yangın nedeniyle ayağa kalkar. Yanan yer Kelami Baba Türbesi olduğunu görürler. Bu türbe onlar için o kadar kutsaldır ki bütün dertlere deva, işsizlere iş bulan ve ve hastaları iyileştiren bir yer olarak bilirler.Bu yüzden burayı yakanlara kafir diye sokaklarda haykırırlar.
Ertesi gün araştırma başlatılır. Yangın akşamı türbe yaınlarında Mehmet Nihat Efendi adında bir öğretmen in görüldüğü ortaya çıkar. Bu öğretmen kimsenin etlisine sütlüsüne karışmayan birisidir. Ailesine bile yakın davranmayan ayyaş bir adamdır. İçkiliyken Her zaman Kelami Baba Türbesinin yakılması gerektiğini söylermiş. Elde bundan başka delil yoktur. Kasabalılar onun cezasını çekmesinin gerektiğini ön görür. Mahkeme neticesinde hapse atılır. Şahin Efendi bütün bu olanlara karşılık onun suçsuz olduğunu savunan nadir kişilerdendir. Yakın arkadaşları olan Rasim ve Deli Necip ile Durumu tartışırlar. Sonunda bir avukat tutmaya karar verirler.
Hiçbir avukat Mehmet Nihat Efendiyi savunmayı kabul etmez. Çünkü hepsinde kasabalıdan tepki görmek düşüncesi vardır. Uzun çabalardan sonra onu savunacak bir avukat bulurlar. Bir hafta sonra kadar kasaba komiseri Kazım Efendi durumu aydınlığa kavuşturur. Suçlunun Kelami Baba’ nın oğlunun olduğunu tespit eder. Gerçek araştırılır ve Kelami Baba’ nın oğlunun türbedeki değerli eşyeları çalarak daha sonra türbeyi ateşe verdiği anlaşılır. Gerçek anlaşıldıktan sonra Mehmet Nihat Efendi serbest bırakılır. Şahin Efendi kazandığı bu büyük zafer karşısında çok memnun olur. Eyüp Hoca ve yandaşları başarısızlıklarından dolayı az da olsa kasabanın güvenini kaybeder.
Bir mayıs günü kasaba top sesleriyle uyanır. Yunanlılar kasabaya istila etmeye hazırlanmakta olduğu anlaşılır. Zaten Böyle bir şey daha önce beklendiği için bazı aileler kasabayı terk etmeye başlamıştı.
Şahin Efendi, deli Necip ve Rasim burada kalarak sonona kadar mücadele etmeye karar verirler. İlk önce Rasim, daha sonra mühendin Deli Necip ölür. Özellikle Deli Necip onun gözleri önünde öldürülür. Bu olay onu çok sarsar. Kendisinin de bu uğurda ölmesi gerektiğini düşünür. Bu sırada Şahin Efendi acele karakola çağırılır. Karakolda kendisine Yunanlılar tarafından gönderilen bir emir tebliğ edilir. Bu emir aynen şöyledir :” Şafin Efendi sen kasabada sözü geçen bir zatsın. Yunan Devleti’ nin Müslümanlat hakkında kötü bir niyeti olmadığına dair ahaliyi inandır.” Şahin Efendi, ilk önce bu durumu yadırgar. Ama biraz düşündükten sonra sonra halk için faydalı olacağı kanısına varır. Böylece işgal ortadan kalkabilirdi.Bu teklifi kabul eder.Kılık değiştirek halkın arasında ve Yunanlılardaki gelişmeleri takip eder. Hakikaten de olaylar düşündüğü gibi gider. Yunan baskısı azalır.
Artık Şahin Efendinin yeşil gecesi ortadan tamamen kalkmış Sarıova kasabası düşmandan arındırılmıştır. Zaten halifelik de kaldırılmıştır. İnkılaplar yapılmaya başlanmıştır. Birgün Şahin Efendi kasabadan ayrılır. Kendine yeni bir hayat kurmak için başka yerlere gider. On yıl kadar başka diyarlarda çalışır.On yıl sonra Sarıova’ ya geri döner. Sarıova kasabasını çok değişmiş görür. Kendi eseri gibi saydığı Emir Dede mektebine gider.Başmuallime kendisini takdim eder. Başmuallim onu şöyle tarif eder:”Sen on yıl evvel Yunanlılara yaltaklık eden başmuallimsin.Senin bu kasabada yerin yok.” der.
Şahin Efendi kasabayı dolaşarak eski tanıdıklarını arar. Bu kişilerden de aynı tepkiyi alır. Artık kasabayı terk etmekten başka bir çaresi yoktur. Üzüleceği yerde sevinmektedir. Çünkü bütün emelleri gerçekleştirilmiştir. Yeni inkılaplar yapılmıştır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
jenny-humphrey
Queen
Queen
avatar

Ruh HaLiniz :
Aile : Humphrey
Dedikodu sayısı : 7
Aldığı giysi sayısı : 8
Mesaj Sayısı : 1352
Rep Gucu : 1535
Reputation : 7
Kayıt tarihi : 25/03/09
Yaş : 24
Nerden : Brooklyn
İş/Hobiler : film izlemek,kitap okumak,basketbol oynamak,yüzmek
Yorum : GG : gerçek bir dost =)
Lakap : Little J

MesajKonu: Geri: Jenny Humphrey'den kitap tavsiyeleri   Çarş. 24 Haz. 2009, 21:30

Halide Edip ADIVAR

Bu eser, Halide Edip Adıvar'ın çocukluk günlerinden başlayarak 36 yaşına kadarki hayat hikâyesini anlattığı bir anı kitabıdır. Halide Edip, kendi çocukluğunu, yetişme yıllarını, ilk yazılarını, ilk evlilik ve ayrılığını anlatırken bir yandan da Millî Mücadele döneminin ve imparatorluğun son dönemlerinin panoramasını ortaya koymaktadır.

BENCE BU BİR KÜÇÜK KIZIN HİKÂYESİDİR
Halide Edip, 1882'de Mehmet Edip Bey'in kızı olarak Beşiktaş'ta Mor Salkımlı Ev'de dünyaya gelmiştir. Aile, çeşitli sebeplerle ara ara bu evden ayrılmakla birlikte her defasında mor salkımlı eve geri döner. Halide'nin annesi Bedrifem Hanım, o küçük yaşta iken veremden ölmüştür. Halide, onu çok az ve silik hatırlamaktadır.

Halide'nin hayatında, mor salkımlı evde 'Haminne' diye hitap ettiği anneannesinin büyük yeri olmuştur. Eyüp Sultanlı Nakiye Hanım (Haminnesi), Mevlevi, aşırı derecede merhametli, cömert, elindeki her şeyi yoksullara dağıtmaya çabalayan bir insandır. Haminne'siyle birlikte Çingene olduğu söylenen süt ninesi Hatice ile de çok iyi anlaşmaktadır. Bunların dışında Halide'nin annesinin ilk evliliğinden olan Mahmure ablası onun çocukluk yıllarındaki en büyük arkadaşıdır.
Halide Edip'in zihninde, babası Mehmed Edip Bey'in de büyük bir yeri vardır. Mehmed Edip Bey, işi gereği bazı geceler sarayda kalmaktadır. Halide, annesinin ölümünden sonra çok hassaslaştığı için babasının sarayda kaldığı bir gece evde 'Babamı isterim!' diye sinir krizi geçirmiş, ev halkı mecburen küçük kızı saraya babasının yanına götürmüştür.

Bir süre sonra, Mehmed Edip Bey, bir başkasıyla evlenerek Yıldız,'da bir ev tutar. Halide yeni üvey annesi ile tanışmak zorunda kalır. Önce üvey annesine ısınsa da eve ve muhite alışamaz. Mor salkımlı evi ve oradaki yakınlarını özler. Babası Mehmed Edip Bey, katı bir İngiliz terbiye usulü benimsemiştir. Halide, buna dayanamaz. Kış günlerinde, kollarını, bacaklarını açıkta bırakan lacivert ve kısa elbiseleri,yazın beyaz kıyafetleri giymekten hiç hoşlanmaz. o, sokaktaki küçük kızlar gibi renkli elbiseler giymek ister. Beslenmesi de katı İngiliz terbiye metoduna göre düzenlendiğinden şekerleme yemesine izin verilmez. Halide, bugünlerde kendini çok yalnız hisseder.

Küçük Halide, Kiria Eleni adlı bir Rum kadının işlettiği bir çocuk yuvasına verilir. Halide, buradaki tek Türk çocuğudur. Halide, Kiria Eleni'yi çok sever ve burada bir sıcaklık hisseder. Fakat babasının evinde çektiği sıkıntı ve yalnızlık onun hastalanmasına neden olur ve babası mecburen onu mor salkımlı eve gönderir.

Mor salkımlı evde, kalabalık bir aile içinde Halide, içe kapanık bir çocuk olur. Saraylı Hanım teyzesi ona Afrika Seyahatnamesi adlı bir kitap verir. Halide, okuma zevkine ilk olarak bu kitapta ulaşır. Daha beş yaşında olmasına rağmen babası, ondaki okuma arzusunu görerek özel hoca tutar.
Halide'nin bu günlerde arka arkaya iki kız kardeşi dünyaya gelir: Nilüfer ve Nigâr. Bir süre sonra Halide'nin dayısı
ve büyük babası mor salkımlı evde vefat edince aile Üsküdar'daki İbrahim Efendi Konağı'na taşınır. Halide bu evde piyano dersleri de almaya başlar. Fakat müzikte çok başarılı değildir. Ancak müziği derinden sevmektedir. Konağa gelen ve Halide'yi etkileyen kişilerden biri de Ahmet Ağa'dır. Üç yıl boyunca onlarla kalan Ahmet Ağa, Halide'ye okuması için Battal Gazi, Ebu Müslim gibi eserler verir. Halide'nin hayal gücüne büyük tesiri olur bu eserlerin. Ahmet Ağa, onu Karagöz'le de tanıştırır.

Halide'nin hayatında bir değişiklik meydana gelir. Saraylı Hanım teyzesi ile babası evlenir. Eski üvey annesi bu durumdan çok rahatsız olur. Bu karmaşayı ve hüznü yakından gören Halide ömrü boyunca çok evlilikten nefret eder. Babası huzursuzluğa son vermek için iki eşini ayrı yerlere yerleştirir ve Halide tekrar mor salkımlı evde yaşamaya başlar.

Halide yaşı büyütülerek Üsküdar Amerikan Kız Kolej'ine gönderilir. Bu okulda çok şey öğrenen Halide evinde Rıza Tevfik'ten de ders almaktadır. Rıza Tevfik, ona mistisizmi ve folkloru tanıtmıştır. 1899'da tekrar Amerikan Kız Kolej'ine devam eder. Burada din üzerine düşünmeye başlar ve kolejin kütüphanesinde Hristiyanlığı araştırır. Sonuçta Hristiyanlığn çok tahrip olduğu kanısına varır.

1900'de matematik dersinde yetersiz olduğunu fark eden Halide, babasından özel hoca tutmasını ister. Dönemin ünlü matemetikçi ve pozitivisti Salih Zeki Aktay hocası olur. Salih Zeki, Halide'nin fikir dünyasına çok tesir eder. 1901'de ilk Türk kızı olarak koleji bitiren Halide kendisinden yaşça büyük Salih Zeki ile evlenir. Mutlu bir evlilikleri olur. Birlikte çalışmalar yapmaktadırlar. 1903'de ilk oğlu, on altı ay sonra da ikinci oğlu dünyaya gelir. Halide Edip, çocukları ile ilgilenirken çalışmalarına devam etmektedir.

1908'de Meşrutiyetin ilanı onu derinden etkiler. İstanbul'a iner ve Tevfik Fikret'in başyazarlığını yaptığı Tanin gazetesinde yazmaya başlar. Meşrutiyet'in rahat dönemi bitmeye başlayınca Halide Edip, serbest kadın fikirleri yüzünden tehdit edilir. Ama o, farklı dergilerde kadın hakları ile ilgili fikirlerini yazmaya devam eder. Bu arada İngiliz gazeteci Isabel Fry ile tanışır.

1909'un 31 Mart'ında siyasi karışıklık son haddine varır. Tanin matbaası basılarak tahrip edilmiştir. Halide Edip de kara listededir. Bu yüzden bir süre Amerikan Kız Koleji'nde saklanmak zorunda kalır. Tehlike artınca iki oğlu ile birlikte zorlu bir vapur yolculuğu ile Mısır'a gider. Isabel Fry'in daveti üzerine İngiltere'ye gider. Orada entelektüel bir çevre tarafından takip edildiğini ve tanındığını görünce çok sevinir.

1909'da İstanbul'a döndükten sonra roman çalışmalarına devam eder ve Heyula, Raik'in Annesi'ni, yayınlar. Pedagojik mevzularla ilgilenmektedir. Darülmuallimat'da ve İdadi'de beş yıl öğretmenlik yapar.

1910'da onu üzen bir olay olur. Kocası Salih Zeki bir kadınla daha evlenmek istemektedir. Halide buna müsaade etmez. Dokuz senelik evlilikleri bu yüzden sona erer. Babasının Fazlıpaşa Yokuşu'nda tuttuğu eve gider. Orada uzun bir hastalık geçirir. Bu hastalık süresince manevi hisleri artar.


1910-1912 yılları arasında Türk Ocağı'na girer. Milliyetçilik fikirlerinden etkilenir. Bazı farklılıklar dolayısıyla bir süre sonra Ziya Gökalp ile yollan ayrılır. 1912'de Balkan Muharebesi patlak verince Halide, Teali-i Nisvan Cemiyeti'nin faaliyetlerine katılır. Bir hastanede gönüllü olarak çalışır. Memleketi yakından tanıma fırsatı bulur. 1913'de Balkan Savaşı son bulur.

Halide Edip, öğretmenlikten istifa eder. Kız Mektepleri Umumi Müfettişliğine getirilir. Bu görevi dolayısıyla İstanbul'un arka mahallerindeki fakir insanların hayatını yakından görme fırsatı elde eder. 1914'de I. Dünya Savaşı çıktığında aynı görevi sürdürmektedir. 1916'da Cemal Paşa'nın daveti üzerine maarifçi olarak Lübnan'a gider. Buralarda mektep açma faaliyetlerini üstlenmesi için görevlendirilmiştir. Günde 16 saat çalışmaktadır.

1917'de Adnan Adıvar'la evlenir. Tatil için Türkiye'ye gelirler. Lübnan'a tekrar döndüklerinde orada Kenan Çobanları'nı yayınlar. Bu eser bestelenerek opera şeklinde defalarca temsil edilir. Mart ayında okullar kapanınca Halide Edip tekrar İstanbul'a döner.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
jenny-humphrey
Queen
Queen
avatar

Ruh HaLiniz :
Aile : Humphrey
Dedikodu sayısı : 7
Aldığı giysi sayısı : 8
Mesaj Sayısı : 1352
Rep Gucu : 1535
Reputation : 7
Kayıt tarihi : 25/03/09
Yaş : 24
Nerden : Brooklyn
İş/Hobiler : film izlemek,kitap okumak,basketbol oynamak,yüzmek
Yorum : GG : gerçek bir dost =)
Lakap : Little J

MesajKonu: Geri: Jenny Humphrey'den kitap tavsiyeleri   Çarş. 24 Haz. 2009, 21:35


Sinekli Bakkal, Abdulhamit devri İstanbul’unun kenar mahallelerinden birisidir. Bir geçitten çok bir toplantı yeri gibidir. Bu sokakta oturanlardan biri mahalle imamıdır. Onun kızı, Emine ise babasının istemesine rağmen “Kız Tevfik” denilen bir halk sanatçısı ile evlenir. Tevfik; orta oyunu, karagöz gibi şeylerle vakit geçirir. Ayrıca Emine ve Tevfik’le birlikte, sokaktaki İstanbul bakkaliyesini işletmektedir. Bir süre sonra Tevfik ile Emine anlaşamazlar ve ayrılırlar. Tevfik yaptığı şaklabanlıklar yüzünden sürülür. Ancak Emine hamiledir, ve İnadını ve iradesini annesinden, yeteneklerini ise babasından olan bir Rabia isimli bir kızları dünyaya gelir . Emine’nin Babası Rabia’nın dedesi olan imam ise Rabia’yı biraz büyüyünce hafız yapar. Mahallenin bir de kibar konağı vardır: “Selim Paşa Konağı”. Bu konak başlı başına bir alemdir. Selim Paşanın Hanımı dünyanın tadına varmış, yaşlandıkça ölüm korkularına kapılmıştır. Ve teselliyi nerede bulacağını şaşırmış bir kadındır. Selim Paşa ise Padişahın dostlarından ve Zaptiye Nazırı idi. Oğlu Hilmi ise babasının aksine Jön Türklerle ilgisi olan bir ihtilalcidir. Büyüklük peşinde bir hayal adamı. Konağa giren - çıkan pek çoktur. Peregrini adında ki bir İtalyan piyanist Vehbi Dede adında bir Mevlevî bunların başlıcaları arasındadır.

Rabia mevlit ve kuran okumaktaki şöhreti ile Selim Paşa konağına kapılanır. Peregrini’yi orada tanır. Vehbi dededen musiki dersleri, alır. Rabia biraz büyüdüğünde Hiç görmediği babası Tevfik sürgünden dönmüştür. Rabia annesi ile babası arasında tercih yapmak zorunda kalmış ve Babası Tevfik’i seçmiştir. Bunun üzerine Emine Rabia’ya çok kızmış her namazdan sonra beddua etmeye başlamıştır. Rabia Babasına bakkalda ve karagöz oyunlarında yardım etmekte Mahallenin cücesi olan Rakım Amcası ile beraber hep beraber güzel vakit geçirmektedir. Lakin Tevfik’in kadın kılığına girip Selim Paşanın oğlu Hilmi için Fransa’dan gelen yabancı evrakları feslilerin giremeyeceği Fransız Postanesine gidip alması esnasında yakalanması ile, Tevfik, zaptiye dairesinde “göz patlatan Hakkı” adında ki zorbanın sıkı işkenceleri ile sorguya çekilmiştir. Gene de Hilmi’nin adını vermez sürgüne yollanır. İş anlaşıldığı için Paşanın oğlu Hilmi de Selim Paşanın emri ile sürgüne Şama sürülecektir.


Tevfik yokken Rabia Rakım Amcanın yardımı ile dükkanı idare eder. Vehbi Dede ve Peregrini de kendisine arkadaşlık ederler. Ama babası sürgüne yollandığından sonra bir daha Selim paşa konağına ayak basmaz. Konakta pek sevdiği bir Cariye vardır: Kanarya Hanım. Çerkez asıllı olan Kanarya Hanım da aslında evlenip çırak çıkmıştır.

Rabia, Ramazanlarda camileri gezer mukabele okur ara sıra mevlitlere çağrılır. Şehzade Nihat Efendisinin yalısında da Mevlit okumaya davet edilir. Rabia yalıya gittiğinde iç salonun kapıları açılarak sinekli bakkal mescidinin büyük bir toplantı yeri haline getirildiğini görür. Renkli Papatya başlarına benzeyen yüzlerce başörtülü kadın dinleyicisi vardır. Bu duygulu kalabalığa yanık ve dokunaklı sesi ile mevlit okuduktan sonra salonun sonunda çok güzel bir mermer heykele benzeyen sarışın bir kadın görür . Bu kanarya Hanımdır. İki eski dost çığlık çığlığa birbirlilerinin boynuna atılırlar.

Peregrini Rabia’nın okuduğu mevlide hayrandır. Karakterine, olgunluğuna hayrandır. Sonunda , tasarısını Vehbi dedeye açar. Onunda uygun bulması üzerine Rabia ile evlenmek için dinini değiştirir. Osman adını alır. Vehbi dede de, onu kızı gibi sevmektedir. Yani Rabia da güzelliği bulan Tanrı sevgisi...

İmam da Emine de öldüğünden Osman’la Rabia Evi onarırlar. Dükkanın üstüne yerleşirler. Rabia’nın gebeliği çok sıkıntılı geçer. Sonunda İstanbul’da ilk defa yapılan bir sezeryan ameliyatı ile kurtulur. Bir oğlu olur. Bu mutlu olayı izleyen yıllarda 1908 meşrutiyeti gelir. Sürgünler yerlerine dönerler. Geri dönenler arasında Tevfik de vardır. Rabia, Osman Rakım Amca , Mahallenin Kibar tulumbacısı, Sabit Beyağabey , Bütün sinekli bakkal onu karşılamaya giderler. Vakti ile Padişah haini diye sille tokat İstanbul’dan sürülenlerin hepsi, şimdi birer Hürriyet kahramanı olarak dönmektedir.

Tevfik’in bu siyasi görüşlerle ilişiği yoktur. Vapur rıhtımına yanaşıpta sürgünler çıkınca karşılama törenleri başlar. Sabit Beyağabey bir emir verince sinekli bakkal takımı Tevfik’in bile ürkütüp saklanacak yer aratan bir coşku ile gösterilerine başlar. Sinekli bakkal delikanlıları Şişmanca bir adamı omuzlarına alırlar. Tevfik’in mahalleye dönüşü dolası ile ateşli bir hürriyet nutku çeken bu adamı Tevfik hemen tanır. Bu zaptiye dairesinde kendine işkence eden göz patlatan Muzafferdir. Vehbi Dede ile Osman Tevfik’in Koluna girer ve ona bir torunu olduğunu haber verirler.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
jenny-humphrey
Queen
Queen
avatar

Ruh HaLiniz :
Aile : Humphrey
Dedikodu sayısı : 7
Aldığı giysi sayısı : 8
Mesaj Sayısı : 1352
Rep Gucu : 1535
Reputation : 7
Kayıt tarihi : 25/03/09
Yaş : 24
Nerden : Brooklyn
İş/Hobiler : film izlemek,kitap okumak,basketbol oynamak,yüzmek
Yorum : GG : gerçek bir dost =)
Lakap : Little J

MesajKonu: Geri: Jenny Humphrey'den kitap tavsiyeleri   Çarş. 24 Haz. 2009, 21:40

Bacaklarını kaybeden Peyami,dışişleriyle ilgili bir meslek seçmiştir. Hatıralarını yazdığı sıralarda, kafatası da açılacak, içerde kaldığı sanılan bir kurşun aranacaktır.
Ayşe, Peyami’nin uzak bir akrabasıdır. İzmir’den, onunla evlendirilmek üzere İstanbul’a davet edilmiş, ama Peyami istememiştir.Bunun üzerine, onuruna çok düşkün olan Ayşe, bir daha hiç bir zaman Peyami’yle evlenmemeyi aklına koymuştur. Nitekim bir başkasıyla evlenir.Ayşe’nin kardeşi Cemal subaydır.Harbiye Nezaretindeki Binbaşı İhsan’la Mütareke’nin ilk zamanlarından beri çok iyi anlaşmaktadırlar.Peyami’nin annesi, Şişli’deki salonuyla o günlerin kibar kadını, tanınmış kadını, sözgeçiren bir kadındır. Kadınlar arasındaki propagandayı o idare eder. İstanbul’da çeşit çeşit inanç, türlü türlü çalışma vardır. Özellikle manda taraftarları, ülkeyi bir başka yabancı devletin boyunduruğu altına koymak için çok çalışmaktadırlar. Bir gün İzmir’e Yunanlıların girdiği haberi gelir. Ayşe’nin kocasını, küçük oğlunu, birçok suçsuz insanla birlikte süngülemişler, delik deşik etmişlerdir. Ayşe, kalkar İstanbul’a Peyami’lere gelir.
Sultanahmet meydanında büyük bir miting yapılır. Mitinge kadın erkek, çoluk çocuk katılmıştır; asıl gelenler İstanbul’un arka mahalle insanlarıdır. Minarelerin arasına çok büyük, siyah bayraklar asılmıştır. Orada halk, ülke kurtuluncaya kadar dövüşmeye, sanki ant içmeye gelmişlerdir.
Büyük toplantıdan sonra İhsan’la Cemal Anadolu’ya geçerler. Peyami şiddetli bir tifoya yakalandıktan sonra, ayşe ile birlikte kağnıya atlayıp Kandıra köyünde bulunan İhsan’ın yanına giderler. Bir çete kurmuşlardır. Ulusal harekete karşı koymak isteyen köyleri yola getirirler. Peyami’i ,dilbilgisinden yararlanmak üzere, mütercim olarak milli müdafaya verirler. Ankara’ya gelir. Ayşe hemşire olmuş, Eskişehir’e gitmiştir. İhsan, çelikten bir insan gibi, yorulmak bilmeden didinir, çalışır. Hepsi Ayşe’nin, İzmir kızının peşinde, İzmir yolunda ölmeye söz vemişlerdir. Bu sıtmayla sanki üstlerine ateşten bir gömlek giymişlerdir. Peyami, büyük bir uğraştan sonra kendini İhsan’ın komutası altındaki birliğe verdirir. İhsan, bir akşam Peyami’ye Ayşe’yi nasıl yana yana sevdiğini anlatır. İkinci İnönü Savaşı’nda alayının başında, başını kurşunlara uzatarak ölümü beklemiştir. Metristepede göğsünden bir kurşun yiyerek bayıldığı an her şeyin bittiğine hükmetmiştir. Çok kan kaybetmiştir. Hastanede yer olmadığı için İhsan’ı bir otelde, küçük bir odaya yatırırlar. Ayşe sabahları gelir, yarasını gözden geçirir, çarşaflarını değiştirir, derecesini alır. İhsan, öğleye kadar hep bunun yaşamakla vakit geçirir. Bir akşam, Ayşe ile, İzmir’e girecekleri günü konuşurlar. İzmir’e ilk giren kendisi olmak şartıyla Ayşe’den kendisiyle evlenmesini ister. Ayşe bu sözü vermeden, mantosunu kapar, kaçmaya başlar. İhsan, yarasını açarak intihara teşebbüs eder. Ayşe de ister istemez geri dönmek zorunda kalır.
İhsan’a rastlantılar fena bir oyun oynar. Hava değişimi için Ankara’ya gönderilir. Orada, ihsan’ın isteğine aykırı olarak, bir amca kızını onunla evlendirmeye kalkarlar. İhsan bunu kabul etmez, ama dönüşte, trene binerken amcasının kızına, onu öperek veda eder. İşte kötü rastlantı burada kendini gösterir; Ayşe, bu sahneyi görmüştür. İzmir’in kızı, o günden sonra İzmir’den başka hiçbir şey düşünmez olur. İhsan’da yırtıcı bir savaş başlamıştır; dışından düşmanlarla içinden kendi kendisiyle savaşmaktadır. İhsan, bir saldırı sırasında, tırmandığı tepenin en yüksek noktasında bir makinalı ateşiyle vurulur. Peyami’nin kolları arasında hayata veda eder.
Ayşe Hemşire bu saldırıda vurulanlar arasındadır. Peyami, bir sedye içinde bir asker kaputu altında onu bulur. Hemşire gömleği kana bulanmıştır. Sol kaşının üztünden iri bir yara almıştır. Hemşirenin şehit oluşu hazindir: Sıhhiye bölüğünde çalışırken komutanın şehit düştüğü haberi gelir. Bunu duyar duymaz fırlar, ileri, en ileri hatta kadar koşar. Yakalayamazlar. Bir yop mermisi parçasının isabetiyle vurulur.
Peyami, Ayşe’yi de İhsan’ı da Gökçepınarda yan yana gömdürür. Niyeti İzmir’e en önce girip, bunu Gökçepınarda yatan Ayşe’ye anlatmaktır. Çünkü, Peyamiye göre Ayşe hiç kimseyi sevmemiştir. Onun seveceği insan, İzmir’ e ilk girecek olan insandır.
Peyami’nin hatıra defteri burada biter. Ameliyattan sonra, Cebeci hastanesinin iki doktoru bu konuda konuşurlar. Yedek asteğmen Peyami Efendi’nin kağıtlari incelenmiştir. Ne İhsan isminde bir alay komutanı bulunmuştur, ne de Ayşe adında bir hemşire. Peyami’nin akrabası da bulunmamıştır. Bunun üzerine iki doktor, hatıra defterindeki olayların, kafasına kurşun girmesinden ileri gelme hayaller olduğuna karar verirler.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
jenny-humphrey
Queen
Queen
avatar

Ruh HaLiniz :
Aile : Humphrey
Dedikodu sayısı : 7
Aldığı giysi sayısı : 8
Mesaj Sayısı : 1352
Rep Gucu : 1535
Reputation : 7
Kayıt tarihi : 25/03/09
Yaş : 24
Nerden : Brooklyn
İş/Hobiler : film izlemek,kitap okumak,basketbol oynamak,yüzmek
Yorum : GG : gerçek bir dost =)
Lakap : Little J

MesajKonu: Geri: Jenny Humphrey'den kitap tavsiyeleri   Çarş. 24 Haz. 2009, 21:47

Issız bir adaya düşen dört kişilik bir çocuk grubu yaşam savaşı vermek için kendi aralarında kuvvetlenirler. Kendi aralarında iş bölümü ve uyum sorununda anlaşırlar. Bu arada bu gruba adanın başka köşelerine düşen çocuklar da katılınca, bir yönetim ihtiyacı doğar. Kargaşanın çözümünü lider seçmekte bulurlar. Sonunda lider olarak Ralph'ı seçerler. 'Domuzcuk' lakaplı çocuk bulduğu deniz kabuğuyla bir anda dikkatleri üstüne çeker fakat lidere bu kabuğu kaptırınca üzerindeki tüm dikkatler de bir anda dağılır. Bununla beraber katolik lisesi öğrenci grubuda deniz kenarındaki gruba yaklaşır ve bu gruba katılırlar. Liderlik ciddi anlamda sorun olmaya başlar. Çare olarak ise liderliği bölmekte bulurlar. Avcılıkla ilgili konuları katolik okulu başkanı olan Jack’e verirler. Çocuklara (küçük olanlara) bakma görevini Domuzcuk’a verirler. Önceliği karın doyurmaya, yatacak barınaklar ayarlamaya, korunmaya ve kurtulmaya ayırırlar. Kurtulmak için dağın en tepesine ateş yakmayı planlarlar ve bunun sorumluluğunu avcılığı üstlenen Jack’e kabul ettirirler. Ne de olsa avlanırken ateşe de bakabilir düşüncesi hakimdir. Yemek ve yatma ile ilgili işlerde sahilde kalan gruba düşer. Ateşin başındaki nöbetin aksadığı bir anda, adaya yakın bir yerden gemi geçer ve ateş söndüğü için adadakileri göremezler. Sonunda zincirler kopar ve adadaki çocuklar iki gruba ayrılırlar. Bir yanda Ralph diğer yanda katolik okulu başkanı Jack. Jack ve onun grubunda olan çocuklar dağa çıkar ve Ralph ve Ralph’in yanında bulunan çocuklara düşmanca tavırlar takınırlar. İki tarafın da belli başlı eksikleri vardır. Bunları tamamlamak için karşılıklı karşılaşmalar olur ama bu karşılaşmalar da sonuçsuz kalır. Simon’un bir gece ormanda gezeken gördüğü canavar (paraşütçü) onun sahile kadar kaçmasını sağlar. O sırada sahilde bulunan ve canavar için çözümler arayan Jack ve Ralph’in grubu Simon’u görünce karanlığın da etkisiyle canavar zannedip linç ederler. İki grup Simon’u öldürdüklerini anlayınca tekrar ayrılırlar. Tekrar barışmak için çaba harcayan Ralph ve Domuzcuk, dağdaki kalede kalan Jack ve grubunun yanına giderler. Domuzcuk Jack’in kendisini ittirmesiyle uçurumdan yuvarlanarak kayalara çakılıp ölür. Ralph ise kaçıp çalılıklara saklanarak kurtulur. Jack ve grubunun Ralph’ı öldürmek için tekrar aradıkları sırada adaya bir gemi yanaşır ve çocukları kurtarır.

!!!...Kısacası yazar liderlik savaşının insanların doğasında bulunduğunu,lider olmak için insanlar kendi çıkarlarına göre arkadaş edinip veya karşı taraftan birini acımasızca öldürebileceğini anlatmaya çalışmıştır...!!!




Sayfa başına dön Aşağa gitmek
jenny-humphrey
Queen
Queen
avatar

Ruh HaLiniz :
Aile : Humphrey
Dedikodu sayısı : 7
Aldığı giysi sayısı : 8
Mesaj Sayısı : 1352
Rep Gucu : 1535
Reputation : 7
Kayıt tarihi : 25/03/09
Yaş : 24
Nerden : Brooklyn
İş/Hobiler : film izlemek,kitap okumak,basketbol oynamak,yüzmek
Yorum : GG : gerçek bir dost =)
Lakap : Little J

MesajKonu: Geri: Jenny Humphrey'den kitap tavsiyeleri   Çarş. 24 Haz. 2009, 21:58

Naim Efandi çok zengin, zengin olduğu kadarda hesaplı bir kişiydi. Babasından kalma bir serveti vardı. Büyük bir itina ile idare ediyor ve koruyordu. II. Abdülhamit döneminde devletin yüksek mevkilerinde bulundu. Bir çok defalar valiliklerde dolaştı.
Bütün çocukluğu, bütün gençliği İstanbul ‘un en kalabalık konağında geçen Naim Efendi eğlenceli toplantıları, dostlar arasındaki sohbetleri, misafirlere ziyafetleri çok severdi. Fakat öyle bir zaman yaşadı ki bunların hepsi yasaktı. Naim Efendi yeni sazdan, yeni şarkılardan zevk almak bir tarafa, son senelerde yazılan ve konuşulan Türkçe’yi bile anlamıyordu.
Bundan beş sene öncesine kadar karısı Nefise Hanımefendi yanı başında idi, rahatı ve huzuru iyi durumdaydı. Zira, bu ihtiyar kadın ölünce evin içinde yalnız kaldı. O öldükten sonra yerine kızı Sekine hanım geçti; fakat Sekine Hanımı hiçbir yönüyle annesine benzemiyordu.
Naim Efendinin damadı Düyunu Umumiye Müfettişlerinden Servet Bey, Naim Efendinin saflığından yararlanarak konak içerisinde işleri istediği gibi yürütüyordu. Servet Beyin oğlu Cemil henüz yirmi yaşında olmasına rağmen Beyoğlu’ndaki büyük lokantaların, gazinoların, barların sadık dostu idi. Bu yaşında birçok zevkleri vardı. Biraderinin küçük sırlarını bilen Seniha ise son çıkan moda gazetelerinin resimlerine benzerdi. Körpe, ince ve çolak vücudu, ipek böcekleri gibi daima biçim değiştirme, değişim içerisindeydi.
Pazartesi günleri Seniha’nın çay günleridir. Avrupa’nın bütün kibar kadınları gibi o günleri güzel giyinir, kuşanır ve tam beşte konağın salonunda az görülen bir hanımefendi gibi ziyaretçilerini beklerdi. Seniha salonun bir köşesinde iki genç kızla halasının torunu Hakkı Celis’in kendisine okuduğu şiirleri dinler gözüküyordu. Bu genç kendisinden iki ay küçük olmasına rağmen ve birçok şiiri bazı dergilerde çıkmasına rağmen ona parmakları mürekkep lekeli ve pantolonunun dizleri çıkmış zavallı bir okul çocuğu gibi görünmekten kurtulamıyordu. Saat beşte Faik Bey konağı ziyarete geldi. Faik Bey Cemil’in yakın arkadaşları arasındaydı. Kumral, zayıf, uzun saçları iyi taranmış bir gençti. Küçük yaşından beri Avrupa’nın önemli şehirlerinde dolaşmış, oturmuş olduğu için hareketlerinde hiç sahte görülmeyen bir zerafet vardı. Faik Bey ile Seniha arasındaki ilişkinin bir arkadaşlık derecesinden fazla olması genç kızın bütün arkadaşları bilirdi. Fakat, buna da hafif bir flört manasını verirlerdi. Günden güne aralarındaki sevgi çoğalmaya başladı. Faik Bey için Seniha’yı sevmek birdenbire vazgeçilmeyen birşey oluverdi. O şimdi kumara ne kadar düşkünse, Seniha’yı da o kadar arıyordu. Seniha’ya kendini o kadar bağlı hissediyordu. Dört günlük bir ayrılıktan sonra sabah Faik Bey konağa geldi. Herkes uykudaydı. Saçları karma karışık, yüzü sapsarıydı. Suratında üç günlük bir sakal, toz renginde bir kir tabakası vardı. Seniha “Ne var? Ne oldu?” demek isteyen gözlerle Faik Bey’ e baktı. Faik Bey sessiz bir şekilde hiçbir şey söylemiyordu. Seniha daha sonra kardeşi Cemil’ den Faik Bey’ in kumarda Üç yüz elli lira kaybettiğini ve paraya ihtiyacı olduğunu öğrendi. Cemil parayı Seniha’nın büyükbabasından istemesini söyledi. Seniha’nın bunun olmayacağını söylemesi üzerine Cemil Seniha’nın elmaslarını rehin koymasını istedi. Seniha dolabını açtı içinden bir çekmece çıkardı. Çekmecenin içinden birkaç tane mahfaza aldı ve birer birer Cemil’e uzattı ve hayatında ilk defa ağır ve ciddi bir şekilde düşündü, kaldı. Hayat bir an içinde, ona çıplak ve en kaba haliyle görünmüştü. Bu dünyada güzellik bir hayal, asalet ve zerafet, insanın üstünde hafif bir cilaydı. Güzel bir yüze iskelet ifadesi vermek için iki gecelik bir uykusuzluk, bir sevgiyi bir alışverişe çevirmek için birkaç paket iskambil kağıdı, zarif bir adamı bir dilenciye döndürmek için üç yüz elli liralık bir borç yeterliydi. Seniha kalbinin bu bir günlük hesaplaşmasından epeyce değişmiş çıktı.
Konağı kiraya verip kardeşi Selma Hanımefendi’nin yanına taşınma fikri ortaya çıktığından beri Naim Efendi’ nin rahatı, huzuru kaçtı. Selma Hanımefendi kararında o kadar katıydı ki hiçbir şekilde bunun önüne geçmek mümkün değildi. Naim Efendi; “Burada doğmuşum, burada yaşamışım, ihtiyarlamışım! Nasıl bırakır giderim?” diyordu. Selma Hanım; “Burada, fareler, örümcekler ortasında yapayalnız öleceğine, benim yanımda benim gözüm önünde ölürsün.” diyordu.
Konak, Naim Efendiyle beraber, hergün biraz daha yıkılıp gidiyordu. Zili bozulan sokak kapısı ağır bir tokmakla vuruluyor ve bir çok gıcırtılarla sarsılak açılıyordu.

!!!...Kısacası yazar kuşaklar arasındaki çatışmayı ele almıştır.Ve karakterler birşeyleri kazanmaya çok çalışıyorlar ancak kazandıkları şeyi kaybetmekse çok kolay oluyor...!!!
Bu arada Hakkı Celis asker olur ve Çanakkale Savaşı'na katılır.Çanakkale Savaşı'nda şehit düşer.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
jenny-humphrey
Queen
Queen
avatar

Ruh HaLiniz :
Aile : Humphrey
Dedikodu sayısı : 7
Aldığı giysi sayısı : 8
Mesaj Sayısı : 1352
Rep Gucu : 1535
Reputation : 7
Kayıt tarihi : 25/03/09
Yaş : 24
Nerden : Brooklyn
İş/Hobiler : film izlemek,kitap okumak,basketbol oynamak,yüzmek
Yorum : GG : gerçek bir dost =)
Lakap : Little J

MesajKonu: Geri: Jenny Humphrey'den kitap tavsiyeleri   Çarş. 24 Haz. 2009, 22:07

Süreyya ve karısı Suat’ la birlikte babasının evinde oturmaktadır. Ama bu halden memnun değildirler. Babası hem yaşlı, hem dediği dediktir. Onun yüzünden her yaz bir tane taş ocağına benzeyen köye gelirler ve orada sıkıntıdan patlarlar. Suat bu arada başka olaylardan da sıkılmaktadır. Suat’ ın kardeşi Hacer akrabası olan Necip Bey’ le gönül eğlendirmektedir. Hacer evli ve eşi de onun için herşeyini verecek nitelikte bir eştir. Daha sonraları Suat ile Süreyya birlikte mutlu bir şekilde yaşayabilmenin yolunu aramışlar ve bulmuşlardır. Suat Hanım gizlice babasından para isteyip eşi için bir yalı kiralar. Kocası bu duruma çok sevinir.
Necip de hem dostarı hemde akrabaları olarak Suat ve Süreyya’ nın yanına gelir. Süreyya için yelkenle gezmek ve balık tutmak vazgeçilmez bir zevktir. Süreyya bu alışkanlıklarını sürdürürken Suat da Necip’le birlikte piyano çalmaktadır.
Başbaşa geçen bu uzun yaz tatilinin sonlarında Necip Bey birşeylerin olduğunu, Suat Hanım’a aşık olduğunu anlar. Bu durumdan kurtulmaya çalışsada başarılı olamaz. Sonunda çare olarak onların yanından ayrılmaya karar verir. Giderkende Suat’ın eldivenlerinden bir tanesini izinsiz olarak hatıra olması için alır.
Daha sonraları Necip’in tifoya tutulduğu öğrenilir. Süreyya ve Suat buna çok üzülürler. Tehlike devresi geçince Necip’in yanına giderler. Necip hastalığın etkisiyle sinir yorgunluğu içerisindedir. Hacer Necip’in hastalığı sırasında yanında bulunmuş ve o sıralarda Necip’in kendiden geçmiş olduğu zamanda yastığının altından bir bayan eldiveni bulmuştur. Hep birlikte hasta hakkında konuşurlarken Necip’in annesi eldiveni gösterir. Suat kendi eldivenini görünce şok olur ve olayı anlar fakat kimseye sezdirmez. O sırada Necip’te sapsarı olur utancından ve çaresizliğinden ne yapacağını bilemez.
Necip hastalıktan sonraki iyileşme devresini yalıda geçirilmek üzere mecbur edilir. Halbuki O, onlardan kaçmak için uğraşmaktadır.
Bir yaz sessiz ve olaysız bir şekilde geçmiştir. Eylül gelince Süreyya konağa gider. Bu gidiş beklenen bir gidiş değildir. Suat bu duruma anlam veremez. Daha gitmeden önce kışı bile beraber geçireceklerini söylemiştir. Ama Süreyya birşeyleri sezmiş olup, o yüzden gitmiştir.
Konağa geri dönülür. Necip artık eskisi kadar yalıya gelmemektedir.Hele Hacer’in davranışları, onların her bakışlarından anlam çıkarmaya çalışan tavrı her ikisini de deliye döndürür.Birbirlerini buldukları anda, ister istemez kaybedeceklerdir. Suat kendisinden kalan, Necip’in aldığı eldivenin diğerini de verir. Bunun sebebi ise artık hayatın Suat için yaşamaya değer bir tarafı kalmamasıdır.
O gece konakta yangın çıkar.Herkesi bir telaş ve korku alıp götürür. Canlarını zor kurtarırlar. Ama Suat ortalıklarda yoktur. Süreyya alevlerin içine doğru Suat diye inlemektedir. Ama cesaret edemez. Necip bir haykırışla içeriye fırlar. Her ikisi de çöken tavanın altında can verirler.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
jenny-humphrey
Queen
Queen
avatar

Ruh HaLiniz :
Aile : Humphrey
Dedikodu sayısı : 7
Aldığı giysi sayısı : 8
Mesaj Sayısı : 1352
Rep Gucu : 1535
Reputation : 7
Kayıt tarihi : 25/03/09
Yaş : 24
Nerden : Brooklyn
İş/Hobiler : film izlemek,kitap okumak,basketbol oynamak,yüzmek
Yorum : GG : gerçek bir dost =)
Lakap : Little J

MesajKonu: Geri: Jenny Humphrey'den kitap tavsiyeleri   C.tesi 27 Haz. 2009, 03:48

Arkadaşlar ne tür kitaplar okuduğunuzu belirtirseniz size daha kolay okuduğum ve beğendiğim kitapları önerebilirim.Böylece daha güzel ve daha yararlı olur bu bölüm.
Seçin ve mesaj atın...



Öykü

Masal

Biyografi

Otobiyografi

Anı

Deneme

Korku-gerilim romanları

Polisiye romanları

Tarihi romanlar

Aşk romanları

Fantastik romanlar

Eğitim

Psikoloji

Politika

Sosyoloji

Felsefe

Mizah-Fıkra

Kişisel gelişim

Sanat



Aşağıdakilerden hangisi hakkında daha çok kitap yazıyım size???



Klasikler

Güncel

Nobel ödüllüler

En çok satanlar

En beğenilenler

Yeni çıkanlar
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
GossipGirL*bLair
Queen
Queen
avatar

Ruh HaLiniz :
Aile : Waldorf Ailesi
Dedikodu sayısı : 11
Aldığı giysi sayısı : sonsuz
Mesaj Sayısı : 1843
Rep Gucu : 2364
Reputation : 9
Kayıt tarihi : 20/03/09
Yaş : 23
Nerden : Upper East Side
İş/Hobiler : CNBC-e islemek, resim çizmek, kitap okumak, film çekmek,alışveriş yapmak, dans etmek, insanları gıcık etmek :P
Yorum : hayatınızda görüp görebilceiniz en deli kız xD
Lakap : The Cheerleader

MesajKonu: Geri: Jenny Humphrey'den kitap tavsiyeleri   C.tesi 27 Haz. 2009, 04:03

poLisiye tabiki!!! CİNAYET 4ever!! xD

_________________
uuuww. Poor you... It's bitching time!!
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
jenny-humphrey
Queen
Queen
avatar

Ruh HaLiniz :
Aile : Humphrey
Dedikodu sayısı : 7
Aldığı giysi sayısı : 8
Mesaj Sayısı : 1352
Rep Gucu : 1535
Reputation : 7
Kayıt tarihi : 25/03/09
Yaş : 24
Nerden : Brooklyn
İş/Hobiler : film izlemek,kitap okumak,basketbol oynamak,yüzmek
Yorum : GG : gerçek bir dost =)
Lakap : Little J

MesajKonu: Geri: Jenny Humphrey'den kitap tavsiyeleri   Perş. 16 Tem. 2009, 22:59

evet diğerleri uyuyor mu
sizde yazın
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
jenny-humphrey
Queen
Queen
avatar

Ruh HaLiniz :
Aile : Humphrey
Dedikodu sayısı : 7
Aldığı giysi sayısı : 8
Mesaj Sayısı : 1352
Rep Gucu : 1535
Reputation : 7
Kayıt tarihi : 25/03/09
Yaş : 24
Nerden : Brooklyn
İş/Hobiler : film izlemek,kitap okumak,basketbol oynamak,yüzmek
Yorum : GG : gerçek bir dost =)
Lakap : Little J

MesajKonu: Geri: Jenny Humphrey'den kitap tavsiyeleri   C.tesi 01 Ağus. 2009, 00:55

"Büyük yürüyüşçüler olmamız gerekiyor. Birbirimizin yanında, birbirimizin ayakkabılarını giyerek yürümeli, yürümeli ve yürümeliyiz. Dünyaya geldiğimiz ve gideceğimiz günü düşünerek yürümeliyiz. Kırılganlığın, çıplaklığın yanında cüppesiz yürümeliyiz. Temelleri artık yargı ve önyargı değil, alçakgönüllülük ve anlayış üzerine kurulmuş bir dünya için yürümeliyiz.''diye bir sözü geçiyor bence çok fazla şey ifade ediyor.İnsanlığın ilerliyebilmesi için birlik olması gerektiğini en güzel şekilde betimliyor.
Kitapta ayrıca kendi hayat deneyimlerini,arkadaşları ile konuştukları konuları,gençliğin teknolojiye bağlı olarak yetişmesini,insanların duyarsızlığını,anılarını,doğaya yaptığı her yürüşü,kendisine gelen mektupları yazıyor.Çok zevkli bir kitap.Söyleyiş tarzında bir tür anı kitabı olduğu içinde hiç sıkıcı değil.
Bir örnek kendi yorumumla yazzıyorum:Susanna Tamaro'ya 16 yaşında genç bir kızdan gelen mektup ve Susanna Tamaro'nun bu konudaki düşünceleri çok ilginçti.Kendisine kendi gibi başarılı ve ünlü bir yazar olmak istediğini bildiren genç kız bunun en kolay yolunun ne olduğunu sormuş?Ve sonunda eğer bunun kolay bir yolu yoksa kendisinin kolay bir yolla çok para kazanıp ünlü olabileceği başka bir yol seçeceğini belirtmişti.
Susanna Tamaro bu kitabı çok uzun yıllar boyunca günce tutarak kazandığı tecrübeler sonucu ortaya çıkarmış.Her zaman yanında bir defter yani tutacağı bir günce bulundurduğunu belirtiyor.Bu kitabı çalıştığı dergi sayesinde bir günlük olarak ve Kanada'daki Mathilda diye hitap ettiği ve gerçekte olmayan bir kişiye seslenerek yazmış.
Mutlaka okuyun...


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Jenny Humphrey'den kitap tavsiyeleri
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Baykuş Kitap Ve Çizgi Roman
» Ders 4 : 100'e kadar sayılar
» Tavsiye romanlar
» Jeet Kune Do - Bruce Lee'nin dövüş sanatı
» KURANIN İNDİRİLİŞ NEDENLERİ

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
You know you love me!!! XoXo Gossip GirL... :: gÜnCeL =) :: Kütüphane =)-
Buraya geçin: